Güneş Enerjisi Sonunda Kucağımıza Düştü

Rıza Can Berkan

Sebebini halen anlamadığım bir merakla kendimi maymun videoları seyrederken buluyorum son günlerde. Maymunları beslemek için bir muz kamyonu geliyor. Kapısı açılıyor. Binlerce maymun üst üste, kapan kapana. Birde aralarında Mafya babaları var. Onlardan biri gelince herkes kaçışıyor. Baba maymunun , acelesi bile yok, 20-25 tane muzu yüklenip gidiyor. Bir de giderken durup kameraya bakıyor. Biz insanlarla akılalmaz benzerlikleri var. Sanki Hindistan’daki trenlerdeki izdiham manzaralarını seyrediyorum, veya Walmart dükkanlarında  Black Friday (Kara Cuma) diye bilinen günlerdeki alışveriş deliliği.

Fakat bir gariplik var. Bu kadar benzer de olsak maymunlar muz yarışından öteye gitmiyorlar, gidemiyorlar. Biz? Bizi tutan yok. Muz savaşı hak getire. Bugün “kimde iPhone var, kim Ferrari’ye biniyor, kim Gucci dükkanında, “ Kim Paris’te cirit atıyor?” yarışı var. Yarınsa, muhtemelen, “Kim Richard Bronson’un uzay otellerinden resim gönderiyor çekişmesi olacak. Maymunlar ise hala o muz kamyonunu bekleyecekler.

İnsanlar insan olalı sebebi hala muamma olan bir yarışma içerisindeler. Eğer maymunların nesli bu güne kadar devam ettiyse biz de ederdik. İnsanların neden muz yarışı ile yetinmediklerinin cevabı yok. Yani tabiat kanunlarının baskısından pek bahsedemeyiz. Felsefe dünyasında buna değinen konulardan birinin adı Transhümanizm. İnsanların eninde sonunda bilim ve teknoloji sayesinde adeta boyut değiştireceklerini ve bir çeşit “insanüstü” yaratık haline geleceklerini tartışan bir disiplin.  Ama bu konuya gönül verenler dahi “neden?” sorusuna cevap veremiyorlar, hatta ilgilenmiyorlar bile diyebiliriz.

Belki de bütün bu gelişmelerin nedeni insan vücudunu mükemmelleştirmek. Belki insanlık bir DNA geliştirme fabrikası. Nitekim, insanların kendi DNA’ larını (yani genleri) değiştirebilecekleri bilimsel bir gerçek. Yani spor yapan, kendine dikkat eden biriyseniz, kendi genlerinizi etkileyebiliyorsunuz, sizin çocuklarınız da bundan faydalanabiliyor. Bazı kabiliyetlerinde baba veya anneden çocuklara geçtiği aşikar. Sonuçta bugüne kadar 60 milyar insan yaşamış, ölmüş. Herkes bir şekilde DNA’sını geliştirip çocuğuna geçirdiyse mükemmelliğe giden yolculuğu da bir katkı vermiş oluyor. Bugün gelinen noktada CRISP-R gibi genetik düzeltme teknolojilerini de dikkate alırsak bir sonraki jenerasyonları biyolojik olarak geliştirdiğimizi kimse inkar edemez. Belki de hayatın amacı bu.

“Maymunlar, transhümanizm, ve DNA gibi konuları birbirine bağladık tamam da, bunların “füzyon” denilen güneş enerjisiyle ne alakası var?” diye sorarsanız, haklısınız, geliyorum o noktaya.  Bugün küresel ekonomi dediğimiz acımasız yarışta en önemli kulvarlardan biri enerji problemi.  İnsanlık son endüstri devrimiyle birlikte muz yarışından süratle seviye atlayarak bilim ve teknoloji yarışına girdi. Bunu bile isteye mi yaptık peki?  sabaha kadar tartışırız. Şimdi o yarışın başladığı noktaya bir gidelim.

Futbola ilgisi olanlar bilirler, Crystal Palace denilince Londra’da bir semte ait olan o meşhur İngiliz takımı akla gelir. 19. yüzyılın sonunda, İngiltere kraliçesi Victoria’nın kocası prens Albert dünyanın ilk teknoloji fuarını açarak “batı” dediğimiz medeniyetlere çok önemli bir kapı açtı. Crystal Palace (kristal saray) semtinde cam ve çelikten yapılan fuar binasında yüz bin civarında buharla çalışan alet-edevat teşhir edildi. O zamanlar nüfusu 16 milyon olan İngiltere’de 6 milyon ziyaretçi gezdi bu fuarı. Bu öyle büyük bir olaydı ki, başta Amerikalılar olmak üzere, bütün kurnaz ve vizyon sahibi yatırımcılar bu fırsatın üstüne atladılar. Batılı ülkeler teknoloji ve bilimde bu adımı atarak ekonomik yarışta öne geçtiler. Buhar makinalarının üretime geçtiği ülkeler insan gücüne dayalı ekonomilere açık ara fark atmaya başladılar. Eskiden kanlı bıçaklı savaşlarla elde edilebilen güç üstünlükleri artık buhar makinaları ile elde edilir oldular.  

Bu ufak çemberin dışında kalan ülkelerin çoğu duruma zamanında uyanamadılar ve bugüne varan büyük bir zenginlik, güç, ve kalite farkı oluştu. Makas gittikçe açıldı. Bunu dünyada bazı siyasetçiler “sömürge” mazeretiyle açıklamaya çalışırlar. Ama asıl neden bu devrimi kaçırmış olmalarıdır. Bugün o siyasetçilerin hemen hemen hepsi cep telefonundan tutunda, sürdükleri arabalarla, içtikleri pastörize sütlerle, kullandıkları antibiyotiklerle, evlerini ışıklandıran elektrikle, vücutlarını soktukları MR makinalarıyla, İnstagram fotoğraflarıyla, sonu gelmez bir listeyle tanımlayacağımız modern hayatın gerektirdiği icatlarla  kendilerini nasıl batı medeniyetlerine esir ettiklerinin farkında değiller. Veya inkar etmekten başka bir seçenekleri yok. Bilim, teknoloji ve üretkenlikten oluşan üçgeni bir türlü monte edememelerinin verdiği sıkıntıyla yaşamaktalar.

“Füzyon reaktörlerinin devreye girdiği bir dünya düşünebiliyor musunuz? Kısaca bir resim çekelim o zaman. Bütün petrol ürünleri anlamsız olacak. Petrol zenginleri kara kara düşünecekler. Benzin kullanan araçlar tedavülden kalkacak. Arabalar, gemiler, trenler, otobüsler, kamyonlar, uçaklar, denizaltılar, aklınıza ne geliyorsa hepsi elektrikli olacak. Rüzgar enerjisi diye bir şeye gerek kalmayacak.”

Şimdi her şeyin bağlandığı noktaya geldik. Maymunlar, muzlar, buhar makineleri, modern hayat, makas derken, “füzyon”da yeni bir gelişme. Kontrol edilebilir füzyon. Yani, boş verin o güneş panellerini, güneşin kendisini bu dünyaya getiren bir teknoloji. Amerikan Enerji Bakanlığının (DOE) 5 Aralık 2022 tarihinde yaptığı açıklama bana Crystal Palace ile başlayan endüstriyel devrimi hatırlatıyor.  Yok, düzelteyim. Onun bin misli bir etkiyi çağrıştırıyor beynimde. Öyle bir potansiyeli var ki, makas makas olalı böyle açılabileceği kimsenin hayal gücüne sığmamıştır herhalde. Şimdi kısaca füzyon nedir onu anlatayım.

Atom çekirdeğini parçalamak (fisyon) eski teknoloji, ve bugünü nükleer enerji santralleri o prensiple çalışıyor. Çernobil’ den bildiğiniz üzere radyasyon riski olan kısmen “kirli” bir teknoloji. Diğer yandan atomların çekirdeklerini kaynaştırmak (füzyon) ise henüz insanlığın hizmetine girmemiş bir teknoloji. Her ne hikmetse, atomu parçalamak, onu başka bir atomla kaynaştırmaktan çok daha kolay.

İki yerden tanıyoruz füzyonu. Biri güneş. Güneşte enerji üreten o reaksiyon nükleer füzyon reaksiyonu. Hidrojen atomlarının büyük bir hızla çarpışıp kaynaşmasıyla ortaya çıkan o müthiş enerji. Yalnız bunlar her gün karşılaştığınız hidrojen atomlarından değil. Birinin adı Döteryum, diğeri Trityum. Hidrojenin izotopları. Hani ender ortaya çıkan uzak akrabalar gibi. Ama onları tedarik etmek, bir yerde yoğunlaştırmak problem değil. Hidrojen doğada son derece bol. En bol hidrojen kaynağı ise su. İçinde Döteryum ve Trityum içeren ve gaz haline getirilen bu füzyon yakıtına plazma diyoruz.

İşin güzel tarafı füzyon reaksiyonu son derece temiz. Döteryum ve Trityum’u kaynaştırınca ortaya Helyum atomu çıkıyor (balonları doldurduğumuz gaz). Birde başıboş bir nötron. Ama o Çernobil’ den bildiğimiz radyoaktivite senaryolarının hiçbiri yok. Neredeyse sudan enerji üretmek gibi. Türkçedeki “sudan ucuz” deyiminin adeta bilimsel bir kanıtı. Bu konuyla ilgili merak ettim, ufak bir hesap yaptım:

Bir damacana suya karşılık gelen Hidrojen yakıtı kullanarak füzyon reaksiyonu sayesinde bütün Beşiktaş semtinin 1 senelik elektrik ihtiyacını karşılayabileceğiz. Bu akıl almaz zenginlik dünyanın düzenini alt üst edecek nitelikte.

İkinci tanıdığımız yer atom bombaları. Ama füzyon atom bombaları Japonya’da insanların üstüne atılan atom bombalarından binlerce kat çok daha güçlü. Yapıldı, denendi, ama hiç kullanılmadan rafa kaldırıldı. Sonuçta füzyon bilim dünyasının yeni karşılaştığı bir olay değil. Sadece bugüne kadar o enerjiyi patlatmak yerine onu yavaş yavaş odun sobası gibi kullanmayı becermek mümkün olmamıştı. Hala o noktaya gelmedik ama yapılan açıklama bunun önümüzdeki 10-20 yılda mümkün olabileceğine işaret ediyor.

Bilgi kirliliğiyle cebelleştiğimiz bu günlerde DOE (Enerji Bakanlığı) tarafından yapılan bu son açıklamanın önemi nedir? Nitekim füzyon ile ilgili neredeyse her yıl yeni bir haber çıkmış. Şöyle özetlemek gerekirse, bugüne kadar herhangi bir deney düzeneğinde ufak ve kontrol edilebilir bir skalada enerji üretimi becerilmemişti. Hani bir orman yangını düşünün. Bir de kibrit. Kibrit kontrol edebileceğiniz, ufak çapta ateş verir. Orman yangını kontrolümüzün dışındadır, hiçbir işimize yaramaz. Aynen füzyon atom bombaları gibi etrafı tahrip eder.

1990’lı yıllarda doktora öğrencisiyken oda arkadaşım Dr. Lou Qualls sabah akşam (Oak Ridge) füzyon test laboratuvarında o deneyi gerçekleştirmek için ihtiyaç duyulan dev mıknatısları bana anlatırdı. Komik biriydi Lou. Giydiği T-shirt de şöyle yazardı “En azından köpeğim beni seviyor.” Altında yatan trajik gerçek o deneylerin çok zaman aldığı ve sosyalleşmek için hiç zamanı olmadığıydı. Son 60 yıldır füzyon fizikçileri “tokamak” adını verdikleri mıknatıs koridorlarıyla bu deneyi yapmaya çalıştılar, ama olmadı. Yüzde 70’i geçemediler. Yani 100 koyup 70 almak gibi füzyonun karlı bir enerji dönüşümü olmamıştı.

Mıknatısın ne alakası var derseniz konu füzyonu kontrol etmenin en temel problemine gelir. Çok yüksek sıcaklıklara ihtiyaç vardır. Gözünüzde canlansın diye bir örnek vereyim. Bir tencere su kaynattığınızda su fokur fokur hareket eder. Çünkü ısı atomları hareket geçirir. Isı artarsa atomlar daha da hızlanır. Füzyon yaratmak için hidrojen atomunun akrabaları Döteryum ve Trityum çok hızlı hareket edip birbirleriyle çarpışmak ve kaynaşmak zorundadır. Bu sıcaklıklar o kadar yüksektir ki, milyon dereceler gibi, deney aletlerini bir arada tutacak herhangi bir materyal yoktur evrende. Her şey erir o sıcaklıklarda. O yüzden füzyon yakıtı çok kısa bir süre için olsa da mıknatıs kullanarak havada tutulur. Ve tokamak koridorlarında hızlandırılarak çarpıştırılır. O kısa anda da füzyon reaksiyonun gerçekleşmesi umulur.

5 Aralık 2022 de açıklanan deney düzeyinin detayları bilinmese de tokamak tipi bir düzenden çok daha basit bir düzene geçilmiş ve atomları hızlandırmak için lazer kullanılmış. Füzyonu ateşlemek için yakıta ulaşan 2 mega Joule enerji dışarıya 3.5 mega Joule enerji vermiş. Yani 2 koyup 3.5 alıyorsanız bu iş bitmiş demektir. Bu füzyon fizikçileri için zurnanın öttüğü yer, ve tarihi bir başarı. Fakat şimdi top lazer fizikçilerine atılmış durumda. Anlatılanlara göre bu lazer sistemini çalıştırmak için toplam enerji 400 mega Joule civarında. Yani, 400 ün 2 sini koymuşlar, 3.5 geri almışlar. İyide bu extra 398 Joule’a  neden ihtiyaç var?

Bu ve buna benzer detaylar çözülmesi basit problemler gibi görünüyor. Sanki önümüzdeki 10-20 yıl içerisinde çözülebilecek gibi.  İstikbali tahmin etmek hep zor olmuştur, ve uzmanları komik durumlara sokabilir. Mesela, 1977 de Amerikan şirketi Digital Equipment Şirketinin başkanı Ken Olsen “insanların evlerinde bilgisayar istemeleri için hiçbir sebep yok” demişti. Onun için füzyon konusunda bekle-gör taktiğini tavsiye ediyorum.

Füzyon reaktörlerinin devreye girdiği bir dünya düşünebiliyor musunuz? Kısaca bir resim çekelim o zaman. Bütün petrol ürünleri anlamsız olacak. Petrol zenginleri kara kara düşünecekler. Benzin kullanan araçlar tedavülden kalkacak. Arabalar, gemiler, trenler, otobüsler, kamyonlar, uçaklar, denizaltılar, aklınıza ne geliyorsa hepsi elektrikli olacak. Rüzgar enerjisi diye bir şeye gerek kalmayacak. O çirkin pervaneler sökülecek. Güneş panelleri çöpe atılacak. 

Dünyada üretilen her şeyin maliyeti düşecek. Elektrik ve telefon faturaları ortadan kalkacak. Verdiğimiz vergilerin ufak bir parçası olacaklar. Ve en önemlisi dünyada bu teknolojiye sahip olanlar ile olmayanlar arasında müthiş bir fark olacak. Bugünkü makas sonuna kadar açılacak. O yüzden geri kalmış ülkelerin bu konuya dikkat etmeleri ve bu yarışa bir an evvel girmeleri şart.

Bütün bunlar olurken emin olduğum tek şey şu. Maymunlar hala o muz kamyonunu bekliyor olacaklar.

Güneş Enerjisi Sonunda Kucağımıza Düştü
Okuyucu Derecelendirme0 Oy
  1. 2.5

    Bu karmaşık konuyu böylesine net açıklayıcı bir yazı haline getirdiğiniz için çok teşekkürler

    1
    0
  2. 5

    I find the subject matter utterly fascinating and appreciate the insight your article provides into the scientific aspect of the technology. I personally derive great pleasure out of the impending economic calamity that will render current global power players redundant after having enslaved the planet’s disenfranchised masses for over a century and wreaked havoc on the environment.

    1
    0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Toplam Puan

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Custom Sidebar

You can set categories/tags/taxonomies to use the global sidebar, a specific existing sidebar or create a brand new one.

Top Reviews